Türkiye’nin en mahrem kurumu: MİT

Alican Uludağ

Milli İstihbarat Teşkilatı, Türkiye’nin en güçlü ve dokunulmaz kurumlarının başında geliyor. Son yıllarda yetkileri artırılan MİT, Hakan Fidan’ın ardından İbrahim Kalın’ın atanmasıyla birlikte yeniden gündemde.

13 yıldır Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı yapan Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanlığı’na atanmasının ardından yerine İbrahim Kalın getirildi. Türkiye’nin en mahrem kurumlarının başında gelen MİT, tarihi boyunca birçok olayla gündem oldu. DW Türkçe, gözlerin yeniden çevrildiği MİT’in tarihine ve yetkilerine mercek tuttu.

Türkiye’de istihbarat faaliyetleri,  Osmanlı Devleti’ndeki Tanzimat dönemine kadar uzanıyor. II. Abdülhamit döneminde Yıldız İstihbarat Teşkilatı kuruldu. İttihat ve Terakki döneminde ise Teşkilat-ı Mahsusa ön plana çıktı. Osmanlı Devleti’nin işgali sonrasında imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ardından bu teşkilat dağıtıldı. İşgal yıllarında İstanbul’da kurulan Karakol Cemiyeti, özellikle Anadolu’ya silah ve cephane taşınmasında rol oynadı. Milli Mücadele döneminde ise Zabitan, Yavuz ve Felah Grupları, istihbarat faaliyetleri yürüttü. Kurtuluş Savaşı’nın ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla bu gruplara son verildi ve istihbarat görevini Ordu’ya bağlı şubeler yaptı.

Atatürk’ün talimatıyla kuruldu

Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla 1926 yılında Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti adıyla yeni bir teşkilat kuruldu. Türkiye, 1945 yılında çok partili hayata geçti. Bir yıl sonra Demokrat Parti kuruldu. 1950 yılında ise Adnan Menderes iktidara geldi. Teşkilat, 17 Mart 1954 yılında Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti adını aldı. 22 Temmuz 1965’te yürürlüğe giren Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile bu kez kurum MİT’e dönüştü.

MİT’in görevi ne?

MİT’in temel görevi, “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak” şeklinde yasada düzenlendi.

MİT’in karıştığı olaylar

MİT, 1970’li yıllardan itibaren yaşanan olağanüstü süreçlerde de perde gerisinden aktif rol oynadı. 12 Mart döneminde “Kontrgerilla merkezi” olarak kullanılan Ziverbey Köşkü’ndeki işkenceli sorgulamaların bir ayağında MİT de vardı. MİT yöneticisi Mehmet Eymür bizzat bu sorgulamalara katıldı. Ziverbey’de işkence görenlerden biri de gazeteci-yazar İlhan Selçuk’tu.

Eymür, Ziverbey’de MİT adına Mahir Çayan’ın Maltepe Cezaevi’nden kaçışıyla ilgili teğmen Fuzuli Yazıcı’ya işkence yaptı. 68 kuşağının önemli isimlerinden Ulaş Bardakçı’nın İstanbul’da bir evde öldürüldüğü operasyona katıldı. Yine Mahir Çayan ve arkadaşlarının Tokat’ın Kızıldere Köyü’nde öldürüldüğü operasyonda Mehmet Eymür aktif rol oynadı.

Katliamlar dönemi

MİT, 12 Eylül darbesine götüren süreçte yaşanan Maraş, Çorum, Sivas ve 1 Mayıs gibi katliamlarda ihmalleriyle gündeme geldi. Özellikle kontr-gerilla faaliyetlerini dönemin hükümet yetkililerine bildirmemek ve önlem almamakla suçlandı. Ülkede yaşanan darbe girişimini ise doğrudan bağlı olduğu Başbakanlara bildirmedi.

Babalar Operasyonu

MİT’in adı, suç örgütlerine yapılan operasyonlarda da gündeme geldi. 12 Mart muhtırasının ardından dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün emriyle MİT tarafından Birinci Babalar Operasyonu yapıldı. Operasyonun başında Mehmet Eymür vardı. İkinci Babalar Operasyonu ise 12 Eylül döneminin ardından 1984 yılında gerçekleştirildi. MİT Kaçakçılık İstihbarat ve Harekât Daire Başkanı Mehmet Eymür ile Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanı Atilla Aytek’in ortak operasyonunda, yer altı dünyasının ünlü isimleri Dündar Kılıç, Behçet Cantürk, Vahit Kaynar, Abuzer Uğurlu gibi suç örgütü liderleri gözaltına alındı.

Yeşil, Çatlı ve Çakıcı’yı yurt dışında kullandı

Suç örgütlerine karşı operasyonlarda rol oynayan Milli İstihbarat Teşkilatı, buna karşılık suç örgütü liderlerini yurt dışı operasyonlarda kullanmaktan da geri durmadı. Asala’ya karşı Abdullah Çatlı, Alaattin Çakıcı gibi isimler yurt dışında kullanıldı. Abdullah Öcalan’a karşı ise Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım kullanılmak istendi. Öcalan’a 1996 yılında Lübnan’da gerçekleştirilmek istenen operasyon başarısızlıkla sonuçlandı. Mahmut Yıldırım’dan bu operasyondan sonra haber alınamadı. 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerde MİT’in rolü sorgulanmadı.

Sebahattin Savaşman olayı

MİT yalnızca operasyonları veya işkenceli sorgularıyla gündeme gelmedi. MİT yöneticilerinin ilişkileri de sorun oldu. Dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Sebahattin Savaşman, 1977’de ABD’ye casusluk yaparken suçüstü yakalandı. Savaşman’ın oğlunu ABD’de okutmak için ABD’den para aldığı tespit edildi. CIA’ye casusluk yapan Savaşman’ın Kıbrıs’tan Suriye’ye, Sovyet’lerden Türkiye’deki yabancı servislerin faaliyetlerine kadar bir dizi “çok gizli” belgeyi verdiği tespit edildi. Casusluktan mahkûm olan Savaşman, 10 yıl hapis yattı.

AKP döneminde MİT

21 yıllık AKP iktidarı döneminde de MİT, sık sık Türkiye gündemine geldi. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özel temsilci olarak atadığı Hakan Fidan, MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, 2009’da Norveç’in Oslo kentinde PKK yöneticileriyle masaya oturdu. Görüşme sırasında Afet Güneş’in PKK’lı Sabri Ok’a “Metropolleri bombalarla doldurdunuz. Hepsini biliyoruz” demesi dikkat çekmişti.

O dönem Başbakan’ın özel temsilcisi olan Hakan Fidan, daha sonra 2010’da MİT Müsteşarlığı’na atandı.

7 Şubat MİT krizi

Oslo görüşmelerine ilişkin ses kaydının 2011 yılında sızdırılmasının ardından dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, arasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın olduğu 5 MİT yöneticisini şüpheli olarak ifadeye çağırdı. Erdoğan’ın uyarısı üzerine Fidan ifadeye gitmedi. Bu arada TBMM’den çıkarılan yasayla MİT görevlileri hakkındaki soruşturmalar Başbakan’ın iznine bağlandı. Erdoğan, “Sır küpüm” dediği Hakan Fidan’ı Oslo’ya kendisinin gönderdiğini belirterek, “Alacaksanız beni alın” çıkışını yaptı. 7 Şubat 2012’de yaşanan kriz, iktidar ile Gülen cemaati arasındaki ilk çatışma oldu. Fidan’ı ifadeye çağıran savcı Sadrettin Sarıkaya, Gülen yapılanması üyesi olmak suçlamasıyla meslekten ihraç edildi ve tutuklandı.

MİT TIR’ları durduruldu

Milli İstihbarat Teşkilatı, Suriye iç savaşı sırasında da bölgede görev üslendi. Ancak MİT’e ait mühimmat yüklü TIR’ların önce Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde 1 Ocak 2014 tarihinde, ardından Adana’da 19 Ocak 2014’te durdurulması ise başka bir krize neden oldu. Hükümet yetkilileri, TIR’larda insani yardım olduğu ve bunların Suriye’deki Türkmenlere gittiğini öne sürmüştü. O dönemde muhalefette olan, şimdi AKP’nden milletvekili seçilen Tuğrul Türkeş ise “Vallahi billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyordu” açıklamasını yaptı. Ankara’dan gelen talimat üzerine durdurulan TIR’lar serbest bırakıldı. TIR’ların durdurulması olayının arkasında ise yine Gülen yapılanmasına bağlı savcı, asker ve polisler çıktı. Bu isimler meslekten ihraç edildi, tutuklandı.

MİT’in yetkileri artırıldı

MİT TIR’ları krizinin ardından 2014 yılında MİT’in kanununda değişiklik yapılarak teşkilata olağanüstü yetkiler verildi. MİT Başkanı’nın yargılanması Yüce Divan’a alındı. MİT’in terör örgütleriyle ilişki kurmasının yasal alt yapısı sağlandı. Yine cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerle de görüşme hakkı yasaya eklendi. MİT’e ayrıca savcılık ve mahkeme dosyalarına ulaşma yetkisi de verildi. Yabancı tutuklu ve hükümlülerin başka ülkelerdekilerle takas yapılmasının da önü açıldı.      

MİT’in görevlerini ve çalışanlarını deşifre edenlere yönelik cezalar da artırıldı. Bu yasayla MİT, “dokunulmaz” kılındı.

2012 yılında da Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı, MİT’e devredilerek teknik istihbarat anlamında teşkilata önemli bir güç verildi.

Savaş bölgelerinde aktif rol oynuyor

MİT, son yıllarda uluslararası kriz bölgelerinde de aktif rol oynadı. Suriye, Libya, Ukrayna gibi savaş bölgelerinde hem diplomatik hem de operasyonlar görevler üstlendi. ABD ve Rusya İstihbarat Başkanları, geçen yıl Ankara’da MİT’in karargâhında görüştürüldü. Diplomatik ilişkilerin koptuğu Mısır ve Suriye istihbaratıyla görüşen MİT, ilişkilerin canlanması sürecinde rol üstlendi.

Özellikle SİHA kullanılarak Suriye ve Kuzey Irak’ta birçok PKK yöneticisi etkisiz hale getirildi. Yurt dışındaki Gülen yapılanması yöneticilerinin bazıları da MİT tarafından yakalanarak getirildi. Bunlar arasında Fethullah Gülen’in yeğeni Selahattin Gülen yer aldı. Necip Hablemitoğlu cinayetinin firari sanığı Nuri Gökhan Bozkır da Ukrayna’dan özel operasyonla Türkiye’ye getirildi.

Transporter vakalarının ardında MİT mi var

Diğer yandan Ankara’da siyah transporter ile kaçırılan bazı Gülen yapılanması üyelerinin de MİT tarafından sorgulandığı iddiası sıkça gündeme geldi. Ancak bugüne kadar savcılıkların yürüttüğü kaçırma olaylarıyla ilgili soruşturma dosyalarına buna ilişkin delil girmedi.

15 Temmuz’da hedef alındı

15 Temmuz darbe girişiminin hedeflerinin biri de MİT’in o dönem Yenimahalle’deki karargâhıydı. Askeri helikopterlerin ağır makinalı tüfeklerle ateş açtığı karargâhtaki MİT mensupları karşılık vermişti. Gülen yapılanmasına bağlı askerler, o dönem Fidan’ı da gözaltına almak istedi.

Darbeyi bildirmemekle suçlandı

Ancak MİT, 15 Temmuz günü darbe girişimini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da bildirmemekle suçlandı. Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli binbaşı O.K., 14:20’de MİT’e giderek Hakan Fidan’ın kaçırılacağını ve bunun darbe faaliyeti olabileceğini bildirdi. Hakan Fidan bunun üzerine Genelkurmay’a giderek durumu Hulusi Akar’a anlattı. Ancak Erdoğan’a darbe girişimi olabileceği söylenmedi ve benzer şekilde bu durumdan Emniyet ve yargı da bilgilendirilmedi. Bu nedenle Hakan Fidan’ı tanık olarak dinlemek isteyen savcı görevden alındı. Fidan, TBMM 15 Temmuz Komisyonu’na da ifade vermeye gelmedi.

Adalet Yürüyüşü’nü takip etti mi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2017’de yaptığı “Adalet Yürüyüşü” sırasında MİT’in Almanya’dan satın aldığı casus yazılımla yürüyüşe katılanların telefonlarını takip ettiği de iddia edildi. Almanya’da bu yazılımı satan şirket yetkilileri hakkında dava açılırken, CHP’nin Ankara’da yaptığı suç duyurusuna ise “delil olmadığı” gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir